Alerjiler

Sağlıklı insanlar için hiçbir olumsuz etki yaratmayan bazı maddeler, alerjik yapıya sahip insanların “aşırı duyarlı tepkiler” vermesine neden olmaktadır. Alerjik yapılı insanlar, alerjeni “yabancı madde” olarak algılar. Bağışıklık sisteminin bu maddeye karşı alerjik reaksiyonlar göstermeye başlamasının nedeni budur. Alerjik hastalıklar kendini bu şekilde gösterir.

Biorezonans (Biofrekans) Tekniği ile Alerji Test ve Tedavileri

Biorezonans ile alerjik hastalıkların tedavisine alerji testleri yapılarak başlanır. Hastanın birkaç damla kanı alınarak özel bir yöntemle taranır ve hangi maddelere alerjisi olduğu saptanır. Tedavi planlanmasında alerjen maddeler majör ve minör alerjen olarak sınıflandırılır.

Majör alerjenlere öncelik verilerek kişiye özel bir tedavi planı uygulanır. Tedaviler yaklaşık birer saat süren seanslar halinde haftada bir kez uygulanır. Tedavi temel olarak, alerjen maddelerin vücutdaki patolojik frekansını silmeyi ve vücuda güçlendirilmiş normal, fiziksel frekanslar vermeyi hedeflemektedir. İyileşme ara testlerle takip edilir. Organizma, alerji yapan maddeleri normal frekans kodunda algılamaya başladığında tedavi başarılı olmuş demektir.

Biorezonans yöntemi ile yapılan alerji terapilerinin yan etkisi yoktur.  Kişiye özeldir, herhangi bir ilaç kullanılmaz, radyasyon gibi bir tehlikesi yoktur. Biorezonans ile alerji tedavisi  %85-90lara varan yüksek bir başarı şansına sahiptir.
Biorezonans kronik alerjik hastalıkların tedavisinde etkilidir. Çocuklarda ve kısa zaman öncesinde şikayetleri başlamış hastalarda başarı oranı çok yüksektir. Yaşlı ve yıllardır  örneğin astımdan muzdarip hastalarda ise, oluşan doku hasarlarına bağlı olarak, klinik tablo oldukça ağır seyredebilir. Böyle hastalarda biorezonans tedavileriyle tamamen iyileşme her zaman mümkün olmasa bile, şikayetlerinde azalma ve yaşam kalitelerinde artış gözlemlenmektedir.

Maskeli Alerjiler

Maskeli alerji terimi klasik tıpta kullanılmayan bir tabirdir. Farkına varılmamış, kronik inek sütü ve buğday gibi alerjilere işaret etmektedir. İnek sütü ve buğday, anne sütünden sonra insanın temasta bulunduğu ilk potansiyel, alerjen olma ihtimali taşıyan, proteinlerdir. Bu yüzden de çocuğun bağışıklık sistemini çok erken zorlayan maddeler olarak görülmelidirler. Bu iki madde çok sık tüketildiğinden artık bağışıklık sistemi ve hasta bunları alerjen olarak algılayamamaktadır. Ancak perde gerisindeki asıl büyük sorun bu maddelerdir.

Tipik alerjik immünolojik reaksiyonlar kendini çok nadir gösterir. Bunun esas nedeni immün(bağışıklık) sisteminin sürekli antijenle karşı karşıya kaldığı için reaksiyon gösterememesidir. Kronik alerji; atopik egzema, astım, otoimmün hastalıklar, sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi hastalıklarda rol alabilir ve alerjen miktarına bağlı bir alerjik reaksiyon olmadığı için gizli kalır. Teşhis konulup alerjen perhizine başlandığında immün sistem rahatlar ve bu tip hastalıkların tedavisinde yardımcı  olur.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Hemen Ara

1
Merhaba! Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Powered by